16 Ağustos 2014 Cumartesi


KÜÇÜK AMA SÜRPRİZLERLE DOLU BİR ŞEHİR: AMSTERDAM



Barcelona'dan sonra kendimi  en mutlu  hissettiğim şehirlerden biri AMSTERDAM .
Sanki bir film setinin içinde dolaşıyor gibisin. Her şey küçük, sokaklar daracık, sokakları birbirine bağlayan her biri birbirinden güzel kanallara dolu bu şehir.Şehri keşfetmek için uzun planlara ihtiyacınız yok .Elinize aldığınız bir city map ile her şey daha kolay. Yeter ki ne istediğinizi bilin. Ben bir geziye çıkmadan önce mutlaka  günlük gezi programını hazırlarım. Öncelikle bölge bölge düşünürüm. Rotam belli olduğunda gezmek hem daha keyifli olur ayrıca boşa vakit harcamam. Kanallarla dolu bir şehir olduğunu düşünürsek onlar üzerinden yolunuzu bulmak keyifli bir bulmaca gibi .




 Köln- Amsterdam arası yaptığımız tren yolculuğu sonunda istasyondan dışarı çıktığımızda kar en iyi ihtimalle yağmuru beklerken bizi güneş karşıladı .Gerçekten tam bir gezenti şansı olduğunu biliyordum. Amsterdam Centraal Tren istasyonundan çıktından sonra Damrak Meydanı na doğru 10 dk yürüme mesafesinde olan otelimize hemen ulaştık. Bulldog Hotel şehrin en popüler otellerinden biri. Aynı zamanda Coffeeshop zincirine sahip. 

 
http://www.bulldoghotel.com/
http://www.thebulldog.com/

Otelden Damrak meydanı, Red Light street, Bloenmarkt, Leidsplein, Rembrandtplein, Museumplein gibi bölgelere çok rahat ulaşabilirsiniz.

Amsterdamı en popüler yeri Red Light Street'in göbeğinde olan bu otele girer girmez gördüğüm afiş karşısında bu şehirde ne kadar eğleneceğimizi anladım.





Otelden keşfedilmeyi bekleyen koca bir şehir varken oda da oturmak olmaz deyip kendimizi sokaklara attık.


Prinsengracht, Keizergracht, Singelgracht ve Herengracht adlı kanallar, Amsterdam’ın en önemli kanalları. Her kaybolduğunuz sokağın ardından sizi kucaklıyorlar. Bulmak için ekstra çaba harcamanıza gerek yok.



Central Satiton'dan şehre doğru yürürken karşınıza çıkacak Diomand Factory önünden 10 eoro ya 1 saat süren kanal turuyla şehri keşfetmeye başlamak iyi bir başlangıç olabilir .Birkaç dilde rehberlik hizmeti veren bu teknelerden şehre bakmak oldukça eğlenceli. Birçok şehirde olmasına rağmen  en güzel olanı Amsterdam'da olanıydı. Çünkü sadece şehri görmek için değil, kanal evlerini yakından görmek için  fırsattı. Su ve tasarım delisi bir insansanız iç çekmek ve büyük hayaller kurmak için harika bir fırsat !



***Kanal evlerinden bazıları.


***Hayal kurmak için güzel bir yer...


***Film seti değil gerçek !



***En çok aklımda kalan...
Bu keyifli kanal turundan sonra çok merak ettiğim çiçek pazarına gittik. Lale soğanı alıp ta ne yapacağım demeyin. Onları görünce hangisini alsam? Acaba kaç tanesi sığar valizime ? diye sorular sormaya başlıyor insan kendine :)



*** Almadığım için pişman olup giden bir arkadaşımdan rica ettiğim lale soğanları.Her yıl balkonumda açarak kıpkırmızı çiçeğini benimle paylaşıyor ! Mutlaka alın pişman olmazsınız !





Leidseplein caddesi şehrin en hareketli caddelerinden biri .Tasarım ayakkabı ve giyim mağazaları, peynir dükkanları, et restoranlarıyla dolu çok eğlenceli bir cadde.Yol boyunca tramvayla yolculuk etmek, bisiklet kiralamak  ya da yok hiç yoramam kendimi diyorsanız şöforlü bisikletler kiralayıp caddenin tadını çıkarmak mümkün .



***Leidseplein caddesi


***Leidseplein caddesinde sohbet...



***Aydınlatma tasarım mağazzası



***Gurme dükkanların müthiş vitrinleri 



***Bu caddeyi daha hızlı ve konforlu gezmek için kiralayabilirsiniz.


Kasım ayının bu zamanlarında tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi Yeni yıl hazırlıkları başladığı için şehrin meydanlarında sıcak şarap,yiyecek ve tatlı satan standlar kuruluyor.Yanlarından geçerken kokulara dayanmak mümkün değil.Tarçın ve elma kokusuna dayanamayıp birinin önünde bulduk kendimizi ve müthiş lezzetli dışı hamur ve pudra şekerli içinde elma püresi olan harika tatlıyı yedik :) Denk gelirseniz mutlaka deneyin.Kokusu hala burnumda ! 



***Dışı şeker ve tarcın kaplı içinde erimiş elma parçaları olan efsane lezzet :)



***Soğuktan üşüyenler için kısa bir mola..Martini ve yeni planlar için haritam

Bu cadde üzerinde mutlaka önereceğim bir dükkan daha var. BURGER BAR. Hayatımda yediğim en lezzetli hamburgerden biriydi diyebilirim. Küçük fakat çok kalabalık bir dükkan biraz sıra beklemenize rağmen kesinlikle sonucuna değiyor. Hamburger köftesini gramına göre siz karar veriyorsunuz.Dolayısıyla büyüklüğüne de.Kızarmış patates ve soslarla sunulan menüler çok lezzetli. Yemeğinizi kalabalıksanız içerideki büyük masada ya da yok dışarıda olan biteni de kaçırmayayım   derseniz, dışarıya bakan bar sandalyeleri üzerinde yiyebilirsiniz.



***BURGERBAR'dan...



***BURGERBAR Hamburgerleri beklerken...


 ***BURGERBAR...Hiç bitmese :)



Bir yazıya sığdırırım dediğim bu küçük şehri anlat anlat bitmiyormuş meğer! Şimdilik bu kadar diyelim. İkinci yazımda kaldığım yerden devam edeceğim.

Devam edecek...






  HÜRRİYET GAZETESİ / SEYAHAT EKİ 
  21 KASIM 2011


Bonn’un Ortaçağ Müzesi


  İzmir’de yaşayan Gözde Yenipazarlı Dinler (32), Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi. 19 yaşından itibaren seyahati tutku haline getirmiş. Gezi notlarını, fotoğraflarını blog’unda yayımlıyor. Dinler’in etkilendiği yerlerden biri de Bonn kenti yakınlarındaki Stadt Blankenberg. 600 yıl boyunca şehir devlet olan kasabayı anlatırken “Orman ortasında Ada gibi kalmış, tarihi yapılarla süslü güzel bir Ortaçağ kenti” diyor.

Gözde Yenipazarlı Dinler (32), İzmir Karşıyaka’da yaşıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde 8 yıldır araştırma görevlisi olarak çalışıyor. İç mimar Burçin Dinler ile evli. “Görmeye ve gezmeye duyduğum ilgi en zevk aldığım şeyi mesleğim haline dönüştürdü, yani fotoğrafçı olmam tesadüf değil, bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum. Ne zaman gitmekten, yollardan konu açılsa gözlerim bir başka parlar. Her gün yeni bir fotoğraf ve her fotoğraf yeni bir dünyadır benim için” diyor.

TRENLE YEDİ ÜLKE 26 ŞEHİR GEZDİM
Yolların ona mutluluk getireceğini ünlü Portekizli yazar Fernando Pessoa’nın şu dizelerini okuduğunda anlamış: “Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri! Bir başkası olmak süresiz, yalnız görmek için yaşamaktır. Köksüz bir ruhu olmak! Kimseye ait olmamak, kendime bile! Durmadan gitmek, sonu olmayan bir yokluğun peşinde ve ona ulaşma isteği içinde!” Gözde Dinler, yılda en az iki kez yurtdışında seyahate çıkıyor. “Eskiden günlük tutar, gördüklerimi uzun uzun yazardım. Yine günlük tutmaya başladım ama bu sefer yazmıyor, kaydediyorum. Gözüme takılanlar, aklımdan çıkmayanlar, hissettiklerim, yollarım, yolculuklarım, fotoğraflarımı www.fotografikgunluk.blogspot.com adresinde paylaşıyorum. Haziranda halen devam etmekte olan bu projemin sergisini gerçekleştirdim” diyor. Daha önce nerelere seyahat ettiğini soruyoruz, anlatıyor: “19 yaşında ve üniversitede fotoğraf bölümünde öğrencisiyken her gezgin ruhlu fotoğrafçı gibi ben de trenle Avrupa’yı gezme hayallerine kapılmıştım. Hayal diyorum çünkü öğrenciydim, param azdı ve ailemden izin almak zorundaydım. Bu, o yıllarda pek mümkün olmadı. Ama benim için geçici bir heves değildi. Bundan tam 11 yıl sonra üç kız arkadaş eşlerimizden de destek alarak 22 günlük bir yolculuğa çıktık. Interrail ile yedi ülke ve 26 şehir gezdik. Selanik’ten Madrid’e, Venedik’ten Paris’e pek çok şehri ilk kez gördüm. Yorucu ama müthiş anılarla döndüğümüz unutulmaz bir yolculuktu. Şu an interrail yolculuğumuzu anlatan bir fotoğraf albümü ve seyir defteri niteliği taşıyan kitap hazırlıyoruz.”

SONBAHARDA RENKLENİYOR
Gözde Dinler, Blankenberg’e Köln ve Amsterdam için planladığı yolculuk sırasında gitti. “Bildiğimiz popüler olan şehirlerin dışında Köln yakınlarında Büsch, Linz, Blankengberg gibi keşfedilmeyi bekleyen, küçük ama sürprizlerle dolu kasabalar var. Doğa ile iç içe olan bu yerleşimleri mutlaka sizin de görmenizi öneririm” diyor ve Avrupa’nın en küçük tarihi kasabalarından Blankenberg’i anlatıyor:“Kuzey Ren Westfalya Eyaleti’nin küçük yerleşimlerinden. Batısında Köln, güneyinde Trier, doğusunda Thüringen, kuzeyinde Berg var. Blankenber’i gezerken sokakların tenhalığı sizi şaşırtacak. Nüfusu sadece 665 kişi. 700 yıllık geçmişe sahip Blankenberg’e otomobille gidecekseniz Bonn Siegburg’dan A3 otobanına çıkarak Hennef istikametine doğru ilerlemeniz gerekiyor.Şehirde iki müze bulunuyor, Katharinentor’daki Turmmuseum (Kule Müzesi) ve Runenhaus’daki Weinbaumuseum (Şarap İmal Müzesi)görülmeye değer. Güneyindeki giriş kapısı Katharinenturm, 13’üncü yüzyılda inşa edilmiş. 1935 yılına kadar Gençlik Hosteli olarak kullanırken 1936’da müzeye çevrilmiş. Bu müzede Blankenberg’in geçmişine ışık tutan belge ve fotoğraflar görülebilir. Ayrıca tarihi eserler ilgi alanınızsa heykel, mezar taşı ve eski Yahudi cemaatine ait el yazımı dua kitaplarını görebilirsiniz. Şehrin en üst noktasındaki Sayn Kontu’nun 1180 yılında inşa edilen, ikametgahı olarak kullandığı kalenin harabeleri de bugün gezip görülecek yerler arasında. Blankenberg’in nüfusu az, yaş ortalaması yüksek olduğu için gece hayatı sakin. Sadece festival geceleri sokaklar hareketleniyor. Peki konaklama seçenekleri nasıl: “Bu ortaçağ şehrinde sadece bir otel bulunuyor: Peter Blachetta’nın işlettiği Haus Sonnenschein/Galerie Hotel. Turistler çoğunlukla çevredeki diğer kasabalarda konaklıyor. Bu durum aslında size farklı yerler görme imkanı da tanıyor. Biz 6 kilometre uzaklıktaki Eitrof’da kaldık. Konaklayabileceğiniz diğer kasabalar Hennef, Buchholz, Ruppichteroth, Königswinter, Windhagen. Bunlarda toplam 18 otel var konaklamak için.” Gözde Dinler, Blankenberg’e gitmek isteyenler için şu önerilerde bulunuyor: “Doğayı, sonbaharı seviyorsanız şimdi gitmek için tam zamanı. Henüz hava çok soğumamış oluyor. Her yer nefis bir bitki örtüsüyle kaplı, kızılın ve turuncunun her tonunu görmek mümkün. Şehrin en uç noktasındaki kuleye yürürken size çam kokusu eşlik ediyor. Denizin ortasında kalmış küçük bir ada gibi ağaçların arasına gizlenmiş, mutlaka görülmesi gereken gizemli ve huzurlu bir şehir Blankenberg.”







KUZU ETİNDEN GULAŞI ŞARAPLA ŞENLENDİRİN
Kentin en geleneksel lezzeti odun fırınında yapılan nefis ekmekleri. Kurutulmuş geyik etini çok sevdim. Geleneksel lezzetlere düşkünseniz ve farklı şaraplar tatmak istiyorsanız mutlaka Restaurant Cafe Zum alten Turm’a gitmelisiniz. 6 nesildir, 1720 yılından beri Drecker Ailesi’nce işletilen restoranda enfes şarabınızı ya şömine karşısında ya da terasta yudumlayabilirsiniz. Damak zevkinize göre uluslararası mutfak, Bavyera mutfağı, İtalyan mutfağından seçim yapabilirsiniz. Önerim, kırmızı şarabınızı kuzu etinden yapılmış gulaşla şenlendirmeniz.
































En sevdiği beş şehir:
Barselona, Roma, Amsterdam, Cannes, Portofino

Seyahate hangi ulaşım aracıyla gider?
 Uçak ve tren

Seyahatte ne yer ne içer?
Yerel lezzetler ve peynir

Seyahatte nerede kalır?
Eşiyle otelde, arkadaşlarıyla hostelde

Kiminle seyahat eder?
 Eşi ve arkadaşlarıyla

Seyahatten ne alır?
Magnet, kartpostal

Seyahatte ne okur?
 Gezi öncesi hazırladığı notları

Seyahat çantasının vazgeçilmezleri neler?
Fotoğraf makinesi, not defteri, kalem

http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/19284544.asp